Bazen akıllanmıyoruz. İnsanoğlu işte, onca acıya, kedere maruz kalıyoruz lakin yine duyguların esiri oluyoruz. Affetmek. Çok kolay söylemesi değil mi? Lakin anlam olarak çok zor ve ağır bir durum. Büyüklerimiz hep “affetmek en büyük erdemdir.” derler. Peki, affettiğimiz her insan bu erdemi hak eder mi? Sizi ne kadar kırarsa kırsın, bu erdemi ona vermeniz gerekir mi? Erdemi göstermezseniz eğer, bencil damgası yersiniz. İnsanlar karşı tarafın sizi ne kadar üzdüğünü umursamaz. Her zaman sizin tavrınızdır önemli olan. Peki ya affetmek? Gerçekten, onca acıya rağmen, affedebilecek kadar iyi miyiz? Ya da aptal? Bir insan sonunu bile bile affetmeye devam ediyorsa ya aptaldır ya da aşık. Peki bu aşk nereye kadar? Sabrımız, acı eşiğimiz ne kadar yüksek? Ne kadar dayanabiliriz ki bu duruma? “Seven katlanır.” evet ama, nereye kadar? Aşığız diye acı çekmemeliyiz. Belli bir noktadan sonradan sonra “dur” demeyi bilmeliyiz. Artık düzelmeyeceğini, finalin aynı kalacağını anlamalıyız. Bazen bu durum affetmekten daha çok acı çektirebilir insana ama, onun kadar kalıcı bir acı olur mu? Bu biraz şey gibi; kolunun kopması mı, ölmek mi? Kolun kopar, canın ölesiye yanar gibi hissedersin. Lakin bir süre sonra alışırsın. Acı geçmez evet ama, alışırız. Peki ölüm? Ölüme alışamazsın, ölümden kaçamazsın. Hangisini seçmek daha mantıklı? Sonsuz kısır döngü şeklinde bir acı ve ya alışılabilecek acı? İçinizdeki o büyük aşka rağmen ikinci seçeneği seçtiğiniz an, bu en büyük erdemi kendinize yaparsınız. Kendinizi affeder ve özgür kalırsınız.