← Ana Sayfaya Dön

@arielingunlugu

Bu profilin son paylaşımları keşfediliyor...

kayboluyorum

bir fısıltı gibi düşüyor sesin içime

tenin, zamansız bir yağmur gibi

usulca yağıyor yüreğime

gözlerinle başlıyor her yolculuk

bir bakışınla yitiyorum

ne gündüz kalıyor, ne gece

bir sınır var sanki

sevda ile sonsuzluk arasında

ve ben hep o sınırdayım

saçlarının gölgesinde uyuyorum

bir rüya değil bu

gerçekten öte bir his

kalbimi bırakıyorum ellerine

sorgusuz, sualsiz

savaşmıyorum artık

yenilmek istiyorum sana

bir nehir gibi

kendini okyanusa bırakır ya

öylece…


İlkin Nisa Akman

24.01.26

Kimsenin görmediği yerlerden bak bana.

Kimsenin anlamadığı yerden anla.

Beni duy.

Sessiz çığlıklarımı, mağrur kaçışlarımı anla.

Bir bir törpüle ruhuma batan köşelerimi, sivri uçlarımı.

Sokağımdan geç, bak nasıl kirli duvarlarım.

İlmek ilmek nakışladığım bu nefreti söküp al bakışlarımdan.

Kirlenmiş gökyüzüme bir güvercin sal balkonundan.

Karanlık gecelerimi al benden.

Öyle çok karanlığım ki anlatamam.

Bakışlarındaki gündüzleri getir bana.

Beni anla.

Yangınlarıma rüzgar oluyorlar, söyle olmasınlar.

Söndürmelerini beklemiyorum, ama söyle onlara,  ateşimi körüklemesinler daha fazla.

Beni alıkoy göğüs kafesinde.

Beni anla.

Yolculuklar çekiyor içim.

Uzun yolculuklarımın varışı ol.

Ölümlerden yorulmuş ülkemin barışı.

Ruhumun her bir karışı.

Gözlerimin karası.

İçimin iyileşmiş yarası.

Fukara kalbimin nafakası.

Ölü doğmuş çocuklarının babası.

Ol.

Yalnızca olsan da, ol.

Yalnızca var ol.

Yeter.

Puslu bakıyorum dünyaya.

Gel, dağıt sislerimi, görüş mesafemi uzat.

Beni anla.

Ben bu yaşamak denen oyunun sonunu getirmek için gerekli donanıma sahip değilim, beni eğit.

İçimdeki çocuğun saçları ağardı, bizi kurtar bu erken yaşlanmak sancısından.

Beni kendine tabii tut, yalnızca senden sorumlu olayım.

Kirpiklerimdeki ceset parçalarını temizle gülümseyişinle.

Gülümse.

Bana rağmen gülümse, dünyaya rağmen gülümse, çirkinliğime rağmen gülümse.

Yani, beni anla diyorum işte.

Yorgunum, anla, mecalim yok başka türlüsünü anlatmaya.

Düştüğüm kuyuları toprakla doldur.

Bırak üzerimde çiçekler yetişsin.

Zira, duvarlarına tırnak izlerimle adını kazdığım kuyuların hepsi, kasvetiyle bir mezar sayılır.

İsteksizliğimi, yorgunluğumu, çekingenliğimi mazur gör.

Şimdiye kadar belki üç kez ölmem gerekiyordu.

Ölemiyorum.

Beni anla.

Beni diğerlerinden ayır.

Onlardan iyi olduğum için değil, yalnızca bunu istediğin için.

Ayır beni onlardan.

Gidelim.

Nereye, ne zaman, ne kadar, nasıl gittiğimizi bilmeden gidelim.

Gitmek eyleminin kendisi olalım hatta.

Felaketlerimi, içimdeki gömülmeyi bekleyen cesetleri gözlerimde saklıyorum.

Kaçmaktan başka çarem yok.

Beni anla.

Yorgunum birine kendimi anlatmaya.

Birini tanımaya.

Yorgunum.

Yaşamaya ve hatta ölmeye yorgunum.

Dedim ya şimdiye dek belki üç kez ölmüş olmam gerekirdi.

Bana acı bir kahve pişir, hatrını sen belirle.

Kırk dersen kırk.

Yani diyorum ki, kolum kanadım kırık.

Beni anla.

İçim dağınık, sularım bulanık.

Her şey, her yer karanlık.

Eşiğimden geç böyle bir sabah.

Yaralarıma dokun.

Ama sorma.

Sorma bana nasıl hala hayattasın diye.

Sorma işte.

Sen bana soru sormadan da beni anlarsın.

Bırak eteklerine sığınayım, ağlayayım.

Beni anla.

İyi bir kadın değilim.

Kötü bir kadın da sayılmam ama.

Arada bir kuşlara yem verir, sokak köpeklerine gülümserim.

Bana insanlara da gülümsemeyi öğret.

İnanacağım yalanlar söyle.

Yalan da olsa mutlu olayım.

Bedenimle değil, ruhumla geldim sana.

Beni anla.

Eskimiş sevinçlerime dokun.

Umutlarımı yeniden sula.

Yeşereyim, gölgemde uyu.

Dallarıma salıncak kursun içindeki çocuklar.

Çaresizce sarıldığım bu dertlerimle arama gir.

Boz aramızı bütün kötülüklerle.  

Bölüşelim her şeyi.

Her şeyi bölüşelim.

Kendimizi aramızda pay edelim.

Sen bana bulan, ben sana.

Arınmayı aklımızdan geçirmeyelim.

Beyazlarını benimle kirlet.

Simsiyahım.

Karış bana, mavilerin laciverde çalsın.

Şikayet etme.

Şikayet etme, beni anla.

Yorgunum.

Solgun çiçeklerimin baharı ol.

Korkularımın nihayeti, intihara meyilli gecelerimin sabahı, boğulduğum suların kıyısı…

Başka nasıl anlatayım bilmiyorum.

Üşüyen ellerimi ısıt.

Maruz kaldığım yakınlıklar beni ya üşütüyor ya da yakıyor.

Hasretim ılık bir dokunuşa.

Beni duy.

Yan yana uyuyalım demiyorum sana.

Ama yanımda yürü.  

Akordu bozuk müzik aletleri gibiyim.

Gel, tellerime dokun.

Anlamlı bir ses çıkarayım artık.

Sana şiir yazmak kolay.

İzin ver, şiire seni anlatayım.

Beni duy.

Beni bul.

Ve ne olur

beni anla artık.

52 Hafta 52 Kitap

2.

Kent Haruf-Ruhların Sonbaharı

52 Hafta 52 Kitap

1.

Clare Reddaway-Sığ Sularda Dans

 Bazen akıllanmıyoruz. İnsanoğlu işte, onca acıya, kedere maruz kalıyoruz lakin yine duyguların esiri oluyoruz. Affetmek. Çok kolay söylemesi değil mi? Lakin anlam olarak çok zor ve ağır bir durum. Büyüklerimiz hep “affetmek en büyük erdemdir.” derler. Peki, affettiğimiz her insan bu erdemi hak eder mi? Sizi ne kadar kırarsa kırsın, bu erdemi ona vermeniz gerekir mi?  Erdemi göstermezseniz eğer,  bencil damgası yersiniz. İnsanlar karşı tarafın sizi ne kadar üzdüğünü umursamaz. Her zaman sizin tavrınızdır önemli olan. Peki ya affetmek? Gerçekten, onca acıya rağmen, affedebilecek kadar iyi miyiz? Ya da aptal? Bir insan sonunu bile bile affetmeye devam ediyorsa ya aptaldır ya da aşık. Peki bu aşk nereye kadar? Sabrımız, acı eşiğimiz ne kadar yüksek?  Ne kadar dayanabiliriz ki bu duruma? “Seven katlanır.” evet ama, nereye kadar?  Aşığız diye acı çekmemeliyiz. Belli bir noktadan sonradan sonra “dur” demeyi bilmeliyiz. Artık düzelmeyeceğini, finalin aynı kalacağını anlamalıyız. Bazen bu durum affetmekten daha çok acı çektirebilir insana ama, onun kadar kalıcı bir acı olur mu? Bu biraz şey gibi; kolunun kopması mı, ölmek mi? Kolun kopar, canın ölesiye yanar gibi hissedersin. Lakin bir süre sonra alışırsın. Acı geçmez evet ama, alışırız. Peki ölüm? Ölüme alışamazsın, ölümden kaçamazsın. Hangisini seçmek daha mantıklı? Sonsuz kısır döngü şeklinde bir acı ve ya alışılabilecek acı? İçinizdeki o büyük aşka rağmen ikinci seçeneği seçtiğiniz an, bu en büyük erdemi kendinize yaparsınız. Kendinizi affeder ve özgür kalırsınız.